30 Haziran 2016 Perşembe

Yazdan Gitti Bir, Kaldı Iki

Sevdiklerimiz olmasa umut namına bir şey bulamayacağımız bu ülkede bir günü daha, sadece şanssız bir yerde olmamış olmak kadar şanslı (!) bir şekilde ölmeden/yaralanmadan tamamlıyoruz. Olan biten o kadar sersemletici ki, yine bir Haziran akşamı kulağımın dibinde patlayan o ses bombasının çınlatıcı etkisini bu defa zihnimde hissediyorum. O dinmek bilmeyen çınlama ve fondaki boğuk insan seslerinin yerini geçtiğimiz Salı akşamı eve dönerken ambulans sirenleri ve susmak bilmeyen telefonlar alıyor. Sonrası sersemlik. Okuduğum, izlediğim her şey durumu daha da içinden çıkılmaz hale sokuyor.

Durmadan düşünürüm böyle bir olay olduğunda; acaba ne kadar yakınım diye? Üniversite yıllarında kaçırdığım o belediye otobüsü kadar mı, yoksa geçmiş bir Haziran ayında başımın arkasından geçip duvarda patlayanlar kadar mı?Bilmiyorum. Alışmamak gerektiği gibi bilmemek de gerekir bunu bence.

Birileri, cana susamış ve planlayan birileri, dikkatimizi dağıtmaya çalışan katil birileri sürekli kalbimizden güneşimizi çalıyor. Ölenler öldükleriyle kalıyor, kalanlar da daralan o psikolojik çemberin sıkıntısıyla yaşamaya mahkum oluyorlar. Her şeyin bir göz kırpışı çabukluğunda olup bittiği o anda o insanların belki akıllarından sevdikleri geçiyordu, belki tutturamadıkları iddaa kuponuna hayıflanıyorlardı, belki maaş bayramdan önce yatar mı diye düşünüyor, belki de yorucu yolculuğun sonunda bir an önce eve ulaşmanın hayalini kuruyorlardı. Düşünce nöbeti geride bıraktıklarında şimdi. Ömür boyu sürdürecekleri bir nöbet.

Üzerinden bugünle beraber iki gün geçti. Haber bültenlerinde ayrılan sürenin giderek kısalmasıyla ve araştırılmasının reddiyle birlikte çoktan unutulmaya başlandı bile. Üzerine köprü bile açıldı da üzerinden 400 km/h ile yandaş motosikletçi bile geçti. (Söylemesi bile garip.) Hain emellerine ulaşamayanlar canlı yayında köprünün açılışını izlerken nasıl da tırnaklarını yemişlerdir kim bilir?! 
Benzer mide bulandırıcı şablon hemen hemen her acı olayda yeniden uygulanıyor. Sorumlular ihmal ettikleri ne varsa acısını olay sonrası zaafiyeti asla ve kat'a kabul etmeyerek ve akıl sınırlarını zorlayarak çıkarıyor, yüzde ellilik kısım olayı direkt padişahı tahttan indirme teşebbüsü olarak görüp bedduayı ve laneti basarken geriye kalan öfkeli kalabalık da birbirlerine online nispet yaparcasına lanetleme, kınama, bir de sosyal mecralardaki fotografları karartma yarışına giriyor. 

Unutmadan; tüm kınama, lanetleme, atarlanma ve profil fotografı değişimlerini yarın akşam 17:00'a kadar tamamlamak gerekiyor, malum Bayram tatili de geldi çattı. Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde bunları atlamamak lazım. 30 küsür yıldır terörle cebelleşen ülkede halk halen lanetle bu belayı başından defedeceğine inanıyor.

Çok sevdiğim, rahmetli Onat Kutlar da hayatı benzer şekilde çalınanlardan. Şiir kendisine ait. 

Islanınca esmer defterleri yüzümüzün,
bu çamurla, kanla, alınteriyle gizli bir yazgı
çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin.
Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle
çırpınırken biz üstümüze geliyor,
büyük gemisi geleceğin.
Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz.
Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede
yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta; Dalgınlık.
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin,
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz.
Ölü balıklar geçiyor karışık bir deniz sofrasından
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım,
durmadan düşünüyorum;
Ne kadar çok öldük yaşamak için. 

Hafta içinde olan biteni yazmak için açmıştım bu boş sayfayı, gel gör ki ölüp yitenlerin ağırlığını atmak pek mümkün olmadı. Insanların sevdiklerinin hayatından endişe duymadığı günleri göremeden ölmek istemiyorum.

Temmuz ayı umuduyla geliyor, umarım daha güzel günler görürüz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder