14 Temmuz 2016 Perşembe

Saksılar ve Makinalar

Saksıda süs biberi yetiştiriciliğinde ve buna sonradan eklenen fesleğen büyütmeciliğinde müspet gelişmeler kaydedince hızımı alamayaraktan üçüncü saksımı edinmeye karar verdim. Bu defa tercihimi, en sevdiğim kuru baharat olan kekik olarak belirledim.
Kekik ilk olarak ne zaman değdi dilime hiç hatırlamıyorum ancak uzun yıllardır bir suyumla çayıma katmıyorum desem yeridir, öyle bir bağımlılığım var kendisine karşı. Balık dışındaki bütün etlere, zeytinyağlılar dışındaki bütün yemeklere bu kadar mı güzel gider bir baharat? Hal böyle olunca, balkon yetiştiriciliği de sarınca bir de kekik ekeyim dedim. Biber ve fesleğeni büyümüş olarak hazır alıp kendi saksılarıma ekmiştim, ancak kekiğin ekilmişini bir türlü bulamadım. Eminönü'deki çiçekçiler çarşısında ekilmişini bulmak mümkün olmayınca ben de inadı bırakıp tohumunu almaya karar verdim. Aldığım tohum buydu.


Tohumun yanı sıra bir de kaliteli toprak almak gerekecekti çünkü hem tohumların hem olgun bitkilerin topraktan alacağı kaliteli besinlere oldukça ihtiyacı oluyor. Buna bir de sıradan bahçe toprağından çıkabilecek böcek, zararlı gibi faktörler etkilenince sanırım en iyisi hazır toprak kullanmak. Toprağı çiçekçiler çarşısındaki bir dükkandan aldım. Rengi siyaha çalan kahverengi olan, hafif ve tel tel dökülen bu torflu toprağı çok sevdim. Saksıya ne ekerseniz ekin, toprağın suyu emmesi ve fazlasını saksının dibinden salabilmesi köklerin çürümemesi ve bitkinin aşırı sulanmaması için çok önemli. Saksıdan fazla suyun süzülmesi için saksı diplerini misket büyüklüğünde taşlarla doldurmak da çok süper bir çözüm. Kekik için toprağa bir miktar kum karıştırılması öneriliyordu birkaç internet sitesinde ancak elimdeki toprağın geçirgenliği yüzünden bu fikirden vazgeçtim. 

Kekik tohumları haşhaş taneleri gibi; simsiyah ve incecik tohumlar, parmaklarınızın ucuyla bile zor alıyorsunuz. Tohumları direkt saksıya ekmek yerine marketlerde 10lu 20li paketleri 1 liraya falan satılan plastik bardaklara, tutam tutam dökerek ektim. Şansımı arttırmak için bir paket tohumu toplam 7 bardağa ektim; 6 tanesini mutfakta, 1 tanesini de deney amaçlı balkonda gölgede bırakıyorum. 

Ekime gelince; bardağın 2/3'lük bölümüne toprak doldurup ıslatıyorsunuz, üstüne bir iki tutam tohumu (yaklaşık 5-10 tane gibi) serptikten sonra üzerine 1-1,5cm kalınlığında toprakla tohumları zıplatmadan kapatıp hafifçe bastırıyor ve tekrardan yavaşça suluyorsunuz. 
Sonrasında, sera etkisi yaratmak için tohumları direkt güneş ışığından uzakta ve ortalama 18-20 derece sıcaklıkta, üzerlerini ister tek tek streç filmle, ister toplu halde bir poşetle hava sirkülasyonunu önleme amaçlı örtüyorsunuz. 
Toprağını günde 1 veya 2 defa ıslatıp devamlı nemli bırakıyorsunuz. 
Ben içine tohumlu bardakları koyduğum saksıyı bir market poşetine koyup ağzını da sıkıca bağladım. Güneş ışığı almadan, kapalı bir şekilde oda sıcaklığında ısınan nemli toprak bir süre sonra tohumlara pes ettiriveriyormuş, dün geceki kontrolde bunu gördüm ve çok sevindim. :)


Şu anda 6 bardağın 3'ündeki tohumlardan sonuç aldım, bu fideler 5-10 cm boya ulaşınca kendilerini bu saksıya ekeceğim. Tohumun paketinde bunun yaklaşık 2-3 hafta süreceği yazıyor. Bekleyip göreceğiz.

Evvelki hafta makinam bozulmuştu, yeni bir makina bulamayacağım umutsuzluğuyla internette bakınırken karşıma hayatımda ilk kez gördüğüm bu makina çıktı. :)



Efendim kendisi RevueFLEX SD1, döneminin perakende lideri Alman Foto-Quelle firması tarafından Japon Chinon firmasına fason olarak ürettirilmiş tam manuel bir SLR fotograf makinası. Hatta orijinalinin adı Chinon CS4. :)

60lar'dan 90lar'a kadar alışkın olduğumuz filmli slr fotograf makinalarının aksine bu makinanın üst ve alt gövdeleri plastikten imal edilmiş, dolayısıyla oldukça hafif bir yapısı var. Maliyetten kaçmak için plastikten slr üretilmesine ilk kez bu makinayla şahit oldum diyebilirim. Üzerinde 50mm'lik Auto Revuenon (ki bunun da orijinali Chinon'dur) 1.9 diyafram açıklığına sahip, döneminde ucuz bütçeler için düşünülmüş M42 bayonetli bir lens taşıyor. Zaman ayarlı fotograf çekme, deklanşör kilidi gibi özellikleri bulunmuyor, pozometresi üç ışık prensibine dayanarak her çekim öncesi opsiyonel olarak çalıştırılabiliyor.

Ben de sevdiceğim de, makinanın hafif ve kompakt yapısına, vizörünün aydınlık olmasına ve lensinin kullanım rahatlığına bayıldık. Bu makina bana 100 liraya mal oldu, ancak şimdiden bozulan Canon makinamın pabucunu dama attırdı diyebilirim. Makinayı almamda en büyük etkenler bozulan makinamı tamir ettirmeye çalışırken kendine esnaf diyen zihniyetin umursamazlığı, bu tarz 20-30-40 yıllık makinalara haddinden fazla para vermenin anlamsızlığını farketmem ve fiyatının uygunluğu oldu. Makinada yıpranma belirtileri de olsa lensinin temizliği 30 küsür yaşında olmasına rağmen sanki ilk kullanıcısıymışım gibi hissettirdi. Ayrıca hafta içinde banyo ettirdiğim fotograflardaki keskinlik de lense hayranlık duymamda çok etkili oldu diyebilirim. Umarım selefi Canon gibi beklenmedik bir anda bozulmaz da uzun yıllar kullanabiliriz bu ufaklığı.

 Revueflex SD1 / Tudorcolor XLX200 Bayat / Auto Revuenon 50mm f/1.9 Lens

Önümüzdeki günlerde film fotografçılığı ile ilgili nacizane bir yazı yazmak istiyorum, kafamda uçuşan fikirleri yakalayıp biraraya toplamam lazım. Sevgiler. :)

3 yorum:

  1. bahsettiğiniz makinanın sıfır hiçkulanılmamış olanı flaş ı ile birlikte zaman ayarıile bugün elime geçti

    YanıtlaSil