2 Mart 2017 Perşembe

Şubat Vukuatları

Aylık olan-biten yazılarını bir sonraki ayın ilk günlerine sarkıtmak blog dahilinde moda haline gelmeye başladı, hiç hayra alamet değil hiç.

Şubat ayı = Oscar hazırlığı desem sanırım abartmamış olurum. Başka Sinema sağ olsun, Manchester By The Sea, The Salesman ve Moonlight adlı filmleri izleme fırsatı buldum. Önceden de La La Land'i izlemiştim, kısacası bu yılın ödüllerine damga vuran tüm filmleri izlemeyi başardım, gururluyum. 

Filmlerden kısa kısa bahsedecek olursam;

Manchester By The Sea içlerinde en çok beğendiğim film oldu. Filmin bazı bölümlerinde süreyi fazla uzatmamak adına kırpılma yapılmış gibi hissettiysem de hikayeyi çok beğendim; Casey Affleck'in de hayat verdiği karakterle kazandığı ödülü fazlasıyla hakettiğine inanıyorum. Oscar'sız Affleck kalmasın!

fotograf: awardsdaily.com

En Iyi Yabancı Film dalında Oscar'ı kapan The Salesman'i sanırım Iran sinemasına yabancı olduğumdan dolayı ilginç buldum. Filmdeki Iran sahnelerinden kötü anlamda etkilenmekle birlikte tam bir doğu usulü intikam hikayesi olduğunu düşünüyorum. Ikinci Oscar ödülünü alan, filmin senaristi ve yönetmeni Asghar Ferhadi'yi göçmenlik yasası yüzünden hem ödül törenini boykot etmesi hem de törende okunması için gönderdiği kısa açıklamasından ötürü takdir ettim;

"Bu akşam burada sizlerle olmadığım için üzgünüm. Bugün burada olmamamın sebebi ülkemdeki insanlara ve insanlık dışı göçmenlik yasasıyla aşağılanarak ABD'ye girişleri yasaklanan diğer 6 ülkenin insanlarına duyduğum saygıdandır."

fotograf: impawards.com

Bu ay izlediğim son film Moonlight oldu. En Iyi Film dalında ödülü kaptı ancak benim beklentilerimi çok karşıladığını söyleyemem. Günümüzde başyapıt olarak nitelendirilen pek çok filmin zamanında metacritic gibi sitelerce yerden yere vurulmasına şahit olmuş biri olarak bu filmin 100 üzerinden 99 puan almasını abartılı bulduğumu söylemeliyim. 
En Iyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü alan, Juan rolündeki Mahershala Ali'nin sahnelerinin gereğinden kısa tutulduğunu düşünmekle birlikte En Iyi Sinematografi dalında hakkının yendiğini düşünüyorum.


Şubat ayının film maratonu böyleydi, gelelim tiyatrolara.

Bakırköy Belediye Tiyatrosu tarafından sahnelenen "Gülünç Karanlık" adlı oyunu izledim. 

Wolfram Lotz tarafından yazılan oyun Joseph Conrad'ın "Karanlığın Yüreği" ve Francis Ford Coppola'nın bu kitaptan esinlenerek çektiği "Apocalypse Now" adlı filminin yeniden sentezlenmesinden vücut buluyor. 


Kitaba da filme de hayran biri olarak oyunu beğenmedim diyemem ancak doğaçlama mı yoksa oyunun bir parçası mı olduğuna karar veremediğim birkaç bölümü yüzünden çok memnun ayrılmadım. Oyun metninin çokça faydalandığı kitabı okumayan ya da filmi izlemeyen için anlaşılması ve sindirilmesi zor bir oyun olduğunu düşünüyorum.

Bu ay izlediğim ikinci oyun Devlet Tiyatroları'nın sergilediği "Giydirici" oldu.

fotograf: devtiyatro.gov.tr

Önceden haberdar olmadığım, ancak sonunda zevkten dört köşe ayrıldığım bir oyundu Giydirici. Celal Kadri Kınoğlu'nun müthiş performansıyla sürüklediği oyun Ikinci Dünya Savaşı sırasında tiyatro yapmaya çalışan bir kumpanyayı konu almakta. Kesinlikle izlemeye değer.

Şubat ayı da bu etkinliklerle geçti gitti.

Bolca Fifa 17 oynadım bu ay; kariyer modunda Almanya 2. Ligi'nden 1860 Münih ile başladığım maceram hızla sürerken bir veya birkaç yazıda bunlar hakkında yazmak istiyorum. 

Kahve çılgınlığı da son sürat devam etmekte ancak bunun hakkında halen tek bir satır yazmamış olduğuma inanmak güç, bu da Mart ayının yazılacaklar listesinde. 

Az çok böyle işte, bloga birden fazla yazı yazacağım bir ay olması dileğiyle.