4 Mart 2021 Perşembe

Satılık Türkçe ve İngilizce Referans Kitapları

Satılık analog filmlerden sonra bir ihtiyaç fazlası temalı blog yazısıyla daha karşınızdayım. 

Bu defa akademik amaçla satın aldığım ancak artık ihtiyaç duymamam sebebiyle ilgili ellerde işe yarayabileceğini düşündüğüm Türkçe ve İngilizce referans kitaplarını satıyorum. #satılık

İngiliz Dili ve Edebiyatı, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı, Mütercim-Tercümanlık gibi bölümlerde okuyanların fevkalade işine yarayabilecek, sınavlara çalışırken olsun, makale, hatta tez yazarken olsun kaynak gösterebileceğiniz kitaplardır. 

Kitapları tek tek ikinci el ilan sitelerine yüklemeyeceğim, birkaç taneden fazla olunca ticari işletme olduğumu düşünüyorlar, sonrası onaylandı onaylanmadı derken sinir harbi. :) 

Hem görselleriyle hem de güncel listesiyle aşağıdalar, kitaplarla ilgili sorularınız (içerik, fiyat) için ister bloga yorum bırakın, ister profilimdeki sosyal medya hesaplarıma özelden ulaşın, çabucak dönüş sağlarım.

İkili, üçlü, toplu alımlarda indirim yaparım, kargo masrafları da bana ait hadi iyisiniz ;)

Güncel Liste:

  • Dictionary of Literary Terms & Literary Theory 
  • Stranger Shores Essays 1956-1999 - J.M. Coetzee
  • Learning To Curse - Stephen Greenblatt
  • The Wheel Of Fire - G. Wilson Knight
  • The Rise of The Novel - Ian Watt
  • Anatomy of Criticism - Northrop Frye
  • The Cambridge Companion to James Joyce
  • Tribal Leadership - Dave Logan
  • Edebiyat Kuramı - Terry Eagleton
  • Güç Mitleri - Terry Eagleton
  • Pornografi ve Müstehcenlik - D.H. Lawrence
  • Çeviri: Dillerin Dili - Akşit Göktürk
  • Sözün Ötesi - Akşit Göktürk
  • Ulysses Sözlüğü - Nevzat Erkmen
  • Shakespeare ve Hamlet - Mina Urgan
  • Atonement - Ian McEwan (Roman)
  • The Hours - Michael Cunningham (Roman)



Not: Ölücüler aramasın.

10 Ocak 2021 Pazar

2020 Bi Baksana Bilader Bişey Konuşucaz

Uyandım, yılbaşı günü bile tişörtle oturtan garip kıştan kar olmasa da en azından yağmur bırakmasını umarak perdeyi açtım. Bu defa üzmemişti, yağmur kokusunun sevinciyle oturup geride kalan yılın kapanışını yapayım dedim.


Sabahın şarkısı bu olsun;

Hayatlarımızın, daha beteri gelmezse herhalde en arada kalmış yılı olarak hatırlanacak 2020'yi de yiyip bitirdik. Aklımda her zaman özlemek, mahrumiyet, kaygı, çok çalışmak, pahalılık ve çok özlemek gibi kelimelerle birlikte anılacak bir yıl oldu. Geride kalan zaman diliminde virüse yakalanmayanlardan biriyim, aynı şekilde yakınlarımdan da kimse virüse yakalanmadı. Yılın kendimi tek şanslı hissettiğim tarafı bu oldu sanırım. 

Yine de, hayatımdan çalınan zamanı kabullenemiyorum. Mart'ın ortasından bu yana yaşadığım ev hapsi tadında hayat, rutin haline gelen uğraşlardan kopmak, garip bir şekilde iş yükünün artması, sinema, tiyatro, konser gibi hayatla bağları sıkılaştıran şeylerden mahrum kalmak, en önemlisi de sevdiceği gönlümce görememek yaraladı durdu yıl boyunca. Planlarımızı yeni yıla sarkıtmak kötü olsa da kafamızı netleştirmek adına belki de faydalı oldu, zaman gösterecek.


Son yazımda taşındığımdan bahsetmiştim. 3 aydan uzun zaman geçti üzerinden, halimden memnunum diyebilirim. Gürültüsüz hayata dönebilmek iyi geldi. Yine de evden gönül rahatlığıyla çıkamadığımdan pek keyfini süremedim. Daha sıcak havalar, çimler, sandivçler, kahveler ve piknik örtülerine artık. ;)

Yıllardır, yılın sonuna doğru güzel bir heyecan yaşıyorum sevdicek sayesinde. Yılbaşına 1-2 hafta kala hediye paketi telaşına kapılıyorum; küçük küçük şeyler sipariş edip onların gelmelerini beklemek, sonra onları paketlemek derken günlerin olağan akışından hızlı geçmesini hissetmek herhalde en çok bu yıl yaradı. Hal böyleyken bir 30 Aralık günü hediyeleşme rutinimizi hatırlayalım dedik, ama ne hatırlama! Covid önlemleri kapsamında yayınlanan genelge sonrası kafeler ve restoranlarda oturmak yasaklanınca uğradığımız her yerde "canımın içi take-away, görmüyor musun?" modunda takılacağımızı biliyorduk, biz de ne yaptık? Sevdiceğin dahice önerisiyle dışarda ayakta dikilmektense vapurlarda oturmayı seçtik. :D


Hal böyle olunca ve hazır blogların adı neredeyse 6 yıldır "blogdan bloga sevda" iken, 30 Aralık'a özel "vapurdan vapura sevda" günü gerçekleştirdik. Kadıköy, Eminönü, Üsküdar derken indiğimiz yerlerdeki büfe atıştırmaları ve elde kahve koşuşturmacalarıyla hayatımız boyunca her haliyle aklımızda yer edecek 3-4 saat geçirdik. 
 
Hayat her zaman planlandığı gibi gitmiyor, belki de The Parasite'da da dendiği gibi "en iyi plan hiç yapılmamış olandır" ama geride kalan yılda gördüğüm; kabullenmesek de hayatın zorunlu koşullarına adapte olabilmek akıl ve beden sağlığımızı korumamıza yardımcı oldu. Hayattan alacaklı olduğumuz mutluluklar hala baki, çatır çatır tahsil edicez onları o ayrı. :)

Yılbaşına böyle girmişken bir sonraki hafta da mimoza kokulu sevdiceğin doğum günü geldi çattı. Yılın ilk haftası böyle başlayınca yeni yıldan beklentiler nasıl düşük olabilirdi ki? Bu yılki doğum günü özeldi mesela, hediyelerini son ana kadar öğrenemeyi ve hatta tahmin edememeyi tattı kendisi. Yaa işte böyle delirtirler insanı Banu Hanım, hep sen mi yapacaktın? :D 

Hayat keşke hep bir yılbaşı günü gibi, bir doğum günü kutlaması gibi ya da bayram günü gibi gelen sevgili tadında olsa.. Her zaman böyle olamayacağını bilsem de, bunlara yakın günler geçirmek için hayal ve plan kurmaktan, elimden geleni yapmaktan asla vazgeçmeyeceğim.

Kapanışı da şöyle yapalım ;)

Sağlıklı ve mutlu bir yıl olsun herkes için, sevgiler.

11 Ekim 2020 Pazar

Değişen Zamanlar ve Karton Kutular

17 Yıl boyunca oturduğum evden 2 hafta önce taşındım, hem de ne taşınma! 42 km uzağa, üstelik Anadolu Yakası'na. 

Yazmak bugüne kısmetmiş ama önden bir şarkı alalım. 


Şöyle bir düşününce hayatımın yarısı o evde geçti; sevinçler, üzüntüler, ilkler, sonlar ne varsa duvarlarına işledi. Teraziye mutlu ve mutsuz anları koysam hangisi daha ağır basar hiç bilmiyorum, bilmemin de bir kıymeti yok artık. Son yıllarda evle ilgili yaşadığım sorunlar, beklenen ancak gerçekleşmeyen değişimin sancısı derken duvarlar üzerime gelmeye başlamıştı açıkçası. 

Taşındığım gün ayrılmadan önce boş odalarında dolandım biraz, sesimi yankılattım çocuk gibi. Sonra arabayı beklerken yanımda götürmediğim kanepeye uzandım, perdesiz camlardan parkelere vuran güneş ışığını seyrettim. Herhalde evin son yıllardaki en sakin anlarıydı, keşke hep böyle olabilseydi dedim içimden. Çektim kapıyı çıktım sonra, hayatımın 17 yıllık bir dönemine noktayı koydum.

Eski evde duvarlar şampanya rengiydi, sıkıcı geliyordu bakınca. Beyaza yakın olsun istedim bu defa, öyle de oldu. Gün ışığı alsın odaları, karşı apartmandaki ailenin kavgalarını yan odadaymışçasına duymayayım, alt katımdaki embesil ergenin böğürtüleri kulağıma gelmesin, kapılar hayvan gibi kapatılmasın istedim. Şu ana kadar bunların hiçbirini yaşamamış olarak doğru seçim yaptığımı düşünüyorum. 

Anadolu Yakası'nın sakin semtlerinden birindeyim şimdi, denize yakınım. Sokağım sessiz sayılır, insanlar daha düzgün gibi, burada işler şimdilik fena gitmiyor. Birer saksı fesleğen, biberiye ve kekik aldım, gündüz dışarıya bakarken gözüme takılsınlar diye.

Beklediğim 1 şey daha var, o da olursa daha ne isteyeyim zaten. :) 

Hayattan beklentilerimin artışa geçtiği, emeklerimin hasadını almaya başladığım bir dönemimdeyim. En fazla 14 ay içerisinde hayatımda daha da fazla değişim bekliyorum ve haklı olarak istiyorum. Hadi eyvallah.

Bu gönderiyi Instagram'da gör

TARTIŞMAYA GEREK YOK...

Heykel Kafası (@heykelkafasi)'in paylaştığı bir gönderi ()

7 Ekim 2020 Çarşamba

Asın Ulan O Resmi Yerine!

Nasıl oldu hiçbir fikrim yok ama bundan uzun bir süre önce hem yenileme dönemini kaçırdığım hem de godaddy'nin fahiş yenileme ücretine sinir olduğum için gundusu.com alan adının elimden uçup gitmesine istemeye istemeye razı gelmiştim. Sonra bu alan adıyla böyle ışıklı falan kumarhane sitesi açmış Çinliler, ara ara bakıp "vay vicdansızlar :(" demekten başka bir şey gelmiyordu elimden.

Velhasılıkelam bugün bir daha bakayım dedim ve ne göreyim; site uçmuş, alan adı boşa çıkmış. Üstelik bana önerdikleri yenileme ücretinin üçte birine! Bayrakları asmam uzun sürmedi tabii.


Sonuç olarak alan adını mütevazı bir imza töreniyle tekrar renklerime bağladım, günün güzel gelişmesi olarak kayıtlara geçsin istedim. 




28 Haziran 2020 Pazar

Yulaf Tarlaları, Güneş Yanıkları & Pacman Çoraplar

3 ay boyunca evin 200 metre çapında ev-market-ev-market rutininde yaşadıktan sonra geçtiğimiz hafta şehir dışına çıkınca sudan çıkmış balığa döndüm; ev hapsi modunda geçen günlere Babalar Günü münasebetiyle ara verince Arnavutköy taraflarına bol yulaf tarlalı ve köy evli bir ziyaret gerçekleştirdim. Her gün görmeye alıştığım 10 katlı binalar yerine açık hava, bol güneş ve uçsuz bucaksız tarlalarla gökyüzünü görünce çayıra salınan eşek moduna girmedim desem yalan olur. 2 saatte yüzüm gözüm kollarım güneş yanığı olmuştu bile. 

Kırsal yaşama ve toprakla uğraşmaya çok uzun zamandır meraklıyım; geçmiş yazılarımda da bahsettiğim, evin küçücük balkonunda saksılar içerisinde gerçekleştirdiğim balon bahçeciliği hobim her ne kadar devam etmese de merakım baki; bir gün kendi bahçemizde meyve ağaçları ve mini bostanımızda sebzelerimiz olsun çok istiyorum açıkçası, çok yakın bir hayal olarak görmesem de çok uzak olarak da görmüyorum. Kısmet diyelim. :)

Köy yaşamından derlediğim fotografları görmek isterseniz tık; 


Sevdicekle 102 gündür şu lanet salgın yüzünden ayrı kaldıktan sonra artık baktık ki iş deliliğe varmaya başladı, bu hasrete nihayet bir son verdik. (burnumuz kalmamıştır)

3 aydan uzun süre boyunca vaka sayılarının azalmasını ve hayatın normale dönmesini beklerken ne kendimizi ne de sevdiklerimizi riske etmek istemedik ama görünen o ki salgın artmış-azalmış bizim kadar umursayan yok, cidden safmışız. O'nunla her buluştuğumda ilk günkü heyecanı duyan biriyim, bu kadar zaman ayrı kalıp tekrar buluştuğumuz anda resmen Windows deneyimi yaşadım.


Haftanın 5 günü aynı işyerinde çalışıp, mesai sonralarında bir şeyler yapıp, hafta sonları birlikte etkinliklere koştururken bütün bunlardan bir günde aniden koparılmak ikimizi de alt üst etmiş. Zaten farkındaydık, tekrar buluştuğumuz gibi yerine gelen keyifler bunun adeta kanıtı oldu. 


Belki de en sevdiğimiz ritüelimize kaldığımız yerden devam. :)

Evde geçen bu süreçte gerek okuma tercihlerim, gerek bende olmayan kitaplar konusunda laf aralarında benden gerekli bilgileri alan sayın fikrimin ince gülü kişisi, bana hiç hissettirmeden hediye edeceği kitapları biriktirip biriktirip buluşma günü bir bavul kitapla çıkageldi! <3 
Penguin magazin dergisi çıkarsa alırım diyen ben, karşımda birbirinden müthiş iki kitabı görünce dibim düştü tabii. :D
Nantucketlı Arthur Gordon Pym'in Öyküsü'nün İthaki'den çıkan çevirisini almıştım ancak Dost Körpe adlı çevirmen maalesef berbat bir çeviriye imza atmış, kesinlikle önermem. 
1984 de yıllar yılı İngilizce'sini okuyacağım diye tutturup bir türlü almadığım ve okuyamadığım bir kitaptı, sevdicek ceza sahasında affetmeyen fırsatçı golcü edasıyla ikisini de gole çevirdi. Bavulun kalanını dolduran kitaplar da ayrı bir blog yazısının konusu olacak. 

Sevdiceğin çılgınlıkları o gün elbette bitmeyecekti, Pacman sevgim nereden aklına geldiyse pandemi günlerinde benim için biriktirdikleri arasında bir de şunları eklemiş ki eğer bir gün iş hayatımda takım elbise giymem gereken bir işte çalışmam gerekse dahi altına giymekten çekinmeyeceğim şeyler! :D


(kıskanıp 1 çiftine el koydu)

Özetle, hayat bizim için bir parça normale döndü. Hayatınızda çok büyük yeri olan bir insandan elinizde olmayan nedenlerden ötürü ayrı kalınca dengenizin nasıl bozulduğunu, düşünce yapınızın ne kadar sağlıksızlaştığını tekrar kavuştuğunuzda siyah-beyaz ayrımı kadar net fark ediyorsunuz. Kimseye tavsiye etmem.

Pandemi kabussuz günler dilerim.